Kira sözleşmeleri, hem ev sahipleri (kiraya verenler) hem de kiracılar için günlük hayatın ve ticari yaşamın en temel hukuki zeminlerinden birini oluşturur. Türk Borçlar Kanunu (TBK) kapsamında düzenlenen bu sözleşmeler, taraflara karşılıklı haklar ve yükümlülükler yüklerken, aynı zamanda bu ilişkinin nasıl ve hangi şartlar altında biteceğini de kesin kurallara bağlamıştır. Günümüzde yaşanan barınma krizleri, gayrimenkul fiyatlarındaki dalgalanmalar ve kira bedellerindeki ani değişimler, "kira sözleşmesi iptali", "kiracı tahliyesi" ve "ev sahibi hakları" gibi konuları hukuki uyuşmazlıkların merkezine taşımıştır. Bu nedenle, bir kira ilişkisinin yasalara uygun, adil ve sorunsuz bir şekilde nasıl sonlandırılabileceğini bilmek, ileride yaşanabilecek ciddi maddi ve manevi zararların önüne geçmek adına kritik bir öneme sahiptir.
Kira sözleşmesinin sona ermesi, sanıldığının aksine sadece sözleşmede yazan sürenin dolmasıyla otomatik olarak gerçekleşen basit bir işlem değildir. Özellikle konut ve çatılı işyeri kiralarında, kanun koyucu kiracıyı koruyan emredici hükümler getirmiştir. Örneğin, bir yıllık yapılmış bir konut kira sözleşmesi, birinci yılın sonunda kiraya veren tarafından "süre bitti, evimi boşalt" denilerek tek taraflı olarak feshedilemez. Kiracı, yasal süreler içinde evi boşaltacağını bildirmediği sürece, sözleşme aynı şartlarla birer yıllık dönemler halinde uzamaya devam eder. Bu durum, mülkiyet hakkı ile barınma hakkı arasındaki hassas dengenin yasal bir sonucudur.
Sözleşmenin sona erme biçimleri temel olarak iki ana başlık altında toplanabilir: Bildirim yoluyla (ihtar çekerek) gerçekleşen fesihler ve dava yoluyla (tahliye davası açılarak) gerçekleşen fesihler. Her iki yöntemin de kendine has katı şekil şartları, süreleri ve ispat yükümlülükleri vardır. Hatalı bir ihtarname tarihi veya eksik açılmış bir dava, sürecin yıllarca uzamasına ve tarafların ciddi hukuki masraflarla karşı karşıya kalmasına neden olabilir.
Kira hukuku ile ilgili tüm konularda bilgi almak için “Kira Hukuku Güncel Rehber 2026” başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.

Kira sözleşmesini sona erdiren hukuki sebepler, Türk Borçlar Kanunu’nda oldukça spesifik şartlara bağlanmıştır. Kiraya verenin veya kiracının keyfi gerekçelerle sözleşmeyi sonlandırmasını engellemek amacıyla, kanun bu sebepleri sınırlı (tahdidi) olarak saymıştır.
1. On Yıllık Uzama Süresinin Dolması (10 Yıllık Kiracı Tahliyesi) Konut ve çatılı işyeri kiralarında, ev sahibinin herhangi bir gerekçe (ihtiyaç, kusur vb.) göstermeksizin kiracıyı tahliye edebilmesinin en temel yolu 10 yıllık uzama süresinin dolmasıdır. Kural şudur: Kira sözleşmesinin başlangıç süresi bittikten sonra, sözleşme 10 defa daha (10 yıl boyunca) uzamışsa, ev sahibi bu 10 yıllık uzama yılının bitiminden en az 3 ay önce noter kanalıyla ihtarname çekerek sözleşmeyi feshedebilir. Örneğin; 1 Ocak 2012 tarihinde 1 yıllık yapılmış bir sözleşme, 1 Ocak 2013'te biter. Bunun üzerine 10 yıllık uzama süresi eklenir (1 Ocak 2023). Ev sahibi, bu tarihten sonraki ilk uzama yılının bitiminden (1 Ocak 2024) 3 ay önce ihtar çekerek tahliye talep edebilir. Bu kural, mülk sahiplerine mülkleri üzerinde sonsuz bir kısıtlama olmamasını sağlayan önemli bir yasal sübaptır.
2. İhtiyaç Nedeniyle Tahliye (Ev Sahibinin veya Yakınlarının İhtiyacı) Mülk sahibinin kendisinin, eşinin, altsoyunun (çocukları, torunları), üstsoyunun (anne, baba, büyükanne, büyükbaba) veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin konut veya işyeri ihtiyacı ortaya çıkarsa, kira sözleşmesi dava yoluyla sona erdirilebilir. Ancak Yargıtay içtihatlarına göre bu ihtiyacın "gerçek, samimi ve zorunlu" olması şarttır. Yazlık amacıyla kullanılacak bir ev veya sadece daha yüksek kira getirisi elde etmek için öne sürülen suni bir ihtiyaç, mahkemelerce reddedilir. İhtiyaç sebebiyle tahliye davası sonucunda kiracı evden çıkarılırsa, ev sahibi bu taşınmazı haklı bir sebep olmaksızın 3 yıl boyunca eski kiracısından başkasına kiralayamaz. Aksi takdirde, eski kiracıya tazminat ödemek zorunda kalır.
3. Yeni Malikin Gereksinimi Kiralanan taşınmazın satılması durumunda, kira sözleşmesi bitmez; yeni ev sahibi, mevcut sözleşmenin doğrudan tarafı haline gelir. Ancak yeni malikin bu eve ihtiyacı varsa, kanun ona özel bir fesih hakkı tanır. Yeni malik, tapu devir tarihinden itibaren 1 ay içinde kiracıya noterden ihtarname göndererek evi tahliye etmesini istemelidir. Bu ihtarname gönderildikten sonra, satın alma tarihinden itibaren 6 ay geçmesiyle (veya sözleşme bitiş tarihi daha erkense o tarihte) tahliye davası açabilir.
4. Tahliye Taahhütnamesi ile Sözleşmenin Feshi Günümüzde ev sahiplerinin en sık başvurduğu yöntemlerden biri geçerli bir tahliye taahhütnamesi almaktır. Geçerli bir tahliye taahhüdü, kiracının belirli bir tarihte taşınmazı boşaltacağını yazılı olarak beyan etmesidir. Ancak bu belgenin hukuken geçerli olabilmesi için çok katı şartlar vardır: Taahhütname mutlaka kira sözleşmesi yapıldıktan ve kiracı eve yerleştikten sonraki bir tarihte verilmiş olmalıdır. Sözleşme ile aynı gün imzalanan (tarihi sonradan doldurulmuş olsa bile mahkemede ispatlanabilen) taahhütnameler, kiracının baskı altında imzaladığı varsayılarak geçersiz sayılır. Geçerli bir taahhütname varsa, ev sahibi belirtilen tarihten itibaren 1 ay içinde icra dairesine başvurarak veya dava açarak kiracıyı tahliye edebilir.
5. İki Haklı İhtar Nedeniyle Tahliye Bir kira yılı içerisinde (eğer sözleşme 1 yıldan uzunsa bir yıllık süre zarfında), kiracı kira bedelini zamanında ödemediği için ev sahibi tarafından kendisine iki defa haklı ve yazılı ihtar gönderilirse, kira yılı bitiminde tahliye davası açılabilir. İhtarların haklı sayılabilmesi için, kiracının o ayki kirasını vadesinde ödememiş olması ve ihtarnamenin kiracıya, o kirayı ödemeden önce tebliğ edilmiş olması gerekir.
6. Temerrüt (Kira Borcunun Ödenmemesi) Kiracı, kira bedelini veya yan giderleri (aidat gibi) ödemekte temerrüde düşerse (geciktirirse), ev sahibi kiracıya yazılı bir ihtar göndererek (genellikle icra takibi yoluyla ödeme emri) en az 30 günlük bir süre tanır. Bu ihtarname, "30 gün içinde borcunu ödemezsen sözleşmeyi feshedeceğim" ihtarı taşımalıdır. Verilen yasal süre içinde borç tamamen ödenmezse, ev sahibi İcra Hukuk Mahkemesi'nde temerrüt nedeniyle tahliye davası açarak sözleşmeyi derhal sona erdirebilir.
7. Sözleşmeye Aykırılık ve Taşınmazı Hor Kullanma Kiracı, kiraladığı taşınmazı sözleşmeye uygun, özenle ve komşulara saygı göstererek kullanmak zorundadır. Kiracının eve kasten büyük bir zarar vermesi, izinsiz köklü tadilatlar yapması, evi amacı dışında kullanması (örneğin konutu ticarethaneye çevirmesi) veya komşulara katlanılamaz rahatsızlıklar vermesi durumunda, ev sahibi en az 30 gün süre vererek aykırılığın giderilmesini ister. Giderilmezse sözleşmeyi feshedebilir. Acil ve ağır zarar durumlarında bu süre verilmeden de doğrudan fesih yoluna gidilebilir.
Kira sözleşmesinin hukuki yollarla ve sorunsuz bir biçimde feshedilmesi, katı usul kurallarına tabidir. Haklı bir sebebiniz olsa bile, süreci yanlış yönetmek davanın reddedilmesine ve hak kayıplarına yol açar. Fesih süreci genellikle ihtarname aşaması, arabuluculuk aşaması ve mahkeme (veya icra) aşaması olmak üzere üç temel ayaktan oluşur.
İhtarname Süreci ve Şekil Şartları: Kira ilişkilerinde yapılacak bildirimlerin geçerliliği büyük ölçüde yazılı olmalarına bağlıdır. Kanun açıkça belirtmese de, ispat kolaylığı açısından fesih bildirimlerinin kesinlikle noter aracılığıyla (Noterden İhtarname Çekmek) yapılması gerekir. İhtarnamede, sözleşmenin hangi gerekçeyle feshedilmek istendiği, tahliye talep edilen tarih ve dayanaklar açıkça yazılmalıdır. Sürelerin hesaplanması son derece kritiktir. Örneğin; kiracı sözleşmeyi uzatmak istemiyorsa, 1 yıllık sözleşme bitmeden en az 15 gün önce fesih bildirimini ev sahibine ulaştırmış olmalıdır. Aksi takdirde sözleşme 1 yıl daha uzar. Ev sahibi tarafında ise ihtar süreleri, dayanılan tahliye sebebine (10 yılın dolması, yeni malik ihtiyacı vb.) göre değişkenlik gösterir. İhtarnamenin muhataba tebliğ tarihi, hukuki sürelerin başlangıcı sayıldığı için tebligat takibi özenle yapılmalıdır.
Zorunlu Arabuluculuk Süreci: 1 Eylül 2023 tarihi itibarıyla Türk hukuk sisteminde kira uyuşmazlıkları için devrim niteliğinde bir düzenleme yapılmıştır. Kira tespit davaları, tahliye davaları ve kira alacağına ilişkin uyuşmazlıklarda mahkemeye gitmeden önce arabulucuya başvurmak zorunlu hale getirilmiştir (Dava şartı arabuluculuk). Taraflardan biri (veyahut avukatı) adliyelerdeki arabuluculuk bürolarına başvurarak süreci başlatır. Arabulucu, ev sahibi ve kiracıyı bir araya getirerek uzlaşma zemini arar. Eğer taraflar tahliye tarihi veya kira bedeli konusunda anlaşırlarsa, imzalanan arabuluculuk tutanağı mahkeme ilamı niteliği taşır. Anlaşma sağlanamazsa "anlaşmama tutanağı" düzenlenir ve dava açma yolu açılır. Bu süreç atlanarak doğrudan dava açılması, davanın usulden reddedilmesiyle sonuçlanır.
Dava Süreci ve Mahkemenin Görevi: Arabuluculukta anlaşılamaması halinde, yetkili ve görevli mahkemede dava açılır. Kira ilişkisinden doğan tüm tahliye, tespit ve alacak davalarında görevli mahkeme kural olarak Sulh Hukuk Mahkemesi'dir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Temerrüt (ödememe) durumlarında ise süreç icra daireleri üzerinden başlar ve itiraz veya tahliye talepleri İcra Hukuk Mahkemeleri'nde çözülür. Bir tahliye davasının ne kadar süreceği, mahkemelerin iş yüküne, tebligatların hızına ve davanın niteliğine göre değişmekle birlikte, ülkemiz şartlarında ortalama 1 ila 2 yıl arasında sürebilmektedir. Bu uzun yargılama süreleri, ihtarname ve arabuluculuk aşamalarının ne kadar dikkatli yürütülmesi gerektiğini bir kez daha kanıtlamaktadır.
Kira sözleşmesinin herhangi bir yolla (anlaşarak, süre bitimiyle veya mahkeme kararıyla) sona ermesi, tarafların birbirlerine karşı olan sorumluluklarını anında sıfırlamaz. Tahliye sonrası süreç, en az sözleşmenin devam ettiği dönem kadar önemlidir ve özellikle depozito iadesi, taşınmazın durumu ve birikmiş borçlar gibi konularda yeni hukuki uyuşmazlıklara gebedir.
Taşınmazın Teslimi ve Anahtar Teslim Tutanağı: Sözleşme bittiğinde kiracının en temel borcu, kiraladığı mecuru (taşınmazı) boşaltarak ev sahibine iade etmektir. Hukuken tahliyenin gerçekleşmiş sayılması için anahtarların ev sahibine teslim edilmesi şarttır. Uygulamada yapılan en büyük hatalardan biri, kiracının evi boşaltıp anahtarı komşuya bırakması veya kapının altına atıp gitmesidir. Anahtarın ev sahibine teslim edildiği yazılı bir belge ile (Anahtar Teslim Tutanağı) ispatlanmadığı sürece, kiracının kira ödeme yükümlülüğü işlemeye devam eder. Bu tutanakta, evin hangi tarihte ve hangi fiziki koşullarda teslim edildiği detaylıca belirtilmelidir.
Evin Durumu: Olağan Yıpranma ve Hor Kullanma: Türk Borçlar Kanunu'na göre kiracı, sözleşme sonunda taşınmazı "ne durumda teslim almışsa o durumda" iade etmekle yükümlüdür. Ancak burada çok önemli bir yasal güvence vardır: Kiracı, taşınmazın sözleşmeye uygun kullanımından doğan olağan eskimelerden ve yıpranmalardan (duvar boyasının solması, parkelerde oluşan kılcal çizikler vb.) sorumlu tutulamaz. Ev sahibi, olağan yıpranma payı için kiracıdan tazminat veya boya masrafı talep edemez. Buna karşılık, "hor kullanma" olarak tabir edilen; kapıların kırılması, fayansların sökülmesi, mutfak dolaplarının kasten veya ağır ihmal ile tahrip edilmesi gibi durumlar kiracının sorumluluğundadır. Ev sahibi, evi teslim alırken bu hasarları tespit edip makul bir süre içinde kiracıya bildirmelidir. Aksi takdirde, gizli ayıplar dışında, hasar talebinden feragat etmiş sayılır.
Depozito (Güvence Bedeli) İadesi: Kira sözleşmesi yapılırken, olası hasarlara veya ödenmeyen borçlara karşı güvence olması amacıyla kiracıdan alınan depozito (maksimum üç aylık kira bedeli kadar olabilir), sözleşme bitiminde en çok tartışılan konudur. Kanuna göre depozitonun vadeli bir tasarruf hesabında tutulması gerekir. Kira ilişkisi sona erdiğinde; eğer kiracının ödenmemiş kira borcu, aidat borcu veya eve verdiği tespit edilmiş bir hor kullanma zararı yoksa, ev sahibi depozitoyu eksiksiz ve derhal iade etmek zorundadır. Ev sahibi, "evi boyatacağım" veya "zamanında bana zorluk çıkarmıştın" gibi keyfi gerekçelerle depozitoya el koyamaz. Eğer ev sahibi ile kiracı arasında hasar veya borç miktarı konusunda uyuşmazlık çıkarsa, ev sahibi bu bedeli mahkeme süreci sonuçlanana kadar bloke edebilir; ancak kendi inisiyatifiyle haksız yere kesinti yaparsa, kiracı icra takibi yoluyla güvence bedelinin iadesini faiziyle birlikte talep etme hakkına sahiptir.
Kira sözleşmesinin sona ermesi, başlangıcından bitişine kadar katı kurallara, yasal sürelere ve tarafların iyi niyetine dayanan kompleks bir süreçtir. Hangi gerekçeyle olursa olsun, fesih ve tahliye işlemlerinde bir avukattan veya hukuki danışmandan destek almak, hak kayıplarını önlemenin en kesin yoludur. Hem ev sahipleri hem de kiracılar, yasaların kendilerine tanıdığı hakları ve sınırları bildiklerinde, süreci barışçıl, adil ve hızlı bir şekilde sonlandırabilirler.